Halkla İlişkiler-l-e Güven-mek

Yayınlanma Güncel

Stratejik iletişim yönetimi yaklaşımıyla Halkla İlişkilerin gücünden farklı amaçlarla yararlanmak olanaklı; Halkla İlişkiler, entelektüel seferberlik yolunda hümanizmi ve ideali inşanın bir aracı olarak ele alınabileceği gibi pragmatik sonuçlara ulaşmanın bir kanalı ve algı yönetiminin temel taşı olabilmekte. Pratik yaşamda ise mevcut tüm örneklerin -Grunig’e atıfla- “mükemmel halkla ilişkiler” olmadığını, bir başka deyişle; hiçbir şeyin mükemmel olmadığı bir evrende halkla ilişkilerin sıfır hata payı ile %100 iyi niyet elçisi olarak sunulmasının çok da gerçekçi bir yaklaşım olmayacağını ifade etmek bir zorunluluk olmasa da, bir -etik- sorumluluktur…
Halkla İlişkilerin idealin oluşumuna katkı sağlayıcı gücünün kabul edilmesi, disiplinin gücünü abartanların ve etik kodların pratikte yaşam bulacağına inananların, disiplinle bağlarını güçlendiren bir ütopya olarak değerlendirilebilir. Oysa; halkla ilişkilerin iletişimden doğan gücüyle sosyolojik sorunların çözümüne katkı sağlayabileceği, ortak toplumsal değerler çevresinde buluşmayı sağlayarak yankı odalarından çıkışta yol gösteren bir motivasyon kanalı olabileceği söylenebilir. Kuşkusuz referanslara dayanarak ve sayısız örneği anımsayarak! Nitekim, çeşitli kavramlara yüklenen anlamların iletişimin gücüyle değişebildiğini, eğitim seferberlikleriyle okur yazar oranının arttırılabildiğini, şiddet ile mücadelede halkla ilişkilerin etkili bir güç olabildiğini, toplumsal cinsiyet eşitliği için verilen mücadeleleri, sınıf bilinci yerine fraternal yoksunluğun inşa edilmiş olabildiğini, toplumun büyük bir çoğunluğunun medyanın da marifetiyle aynı yanılgılara düşebildiğini gösteren çok sayıda örnek var.
Küresel iletişim firmalarının en büyüklerinden Edelman tarafından medya, ülke yönetimi, STK ve iş dünyasını kapsayan ve 2001 yılından itibaren 28 ülkede yapılmakta olan Güven Barometresi 2018 Küresel Raporuna göre; Türkiye’de ülke yönetimine güven %51, medyaya güven %30, iş dünyasına güven %46, STK’lara güven ise %58.
Güven bireysel, kurumsal ve toplumsal açıdan özel bir önem taşır. Zira bireyler güvendikleri, inandıkları kişilerin söylediklerini dikkate alırlar, kurumlar ise güven duydukları kişi ve kurumlarla işbirlikleri geliştirirler. Bu ise güven duyulan kişi ya da kurumu sadece güçlü kılmaz, aynı zamanda iş yapış sürecinde hızlı hareket edebilmesine de katkı sağlar. Endüstriyel ortamda hız ve maliyete katkıları çokça konuşulan güvenin, siyasal ve sosyolojik açıdan ele alınması, kurumsal ve toplumsal sürdürülebilirlik açısından da büyük öneme sahip.
Güven sorununun yaşandığı toplumlarda yurttaşların ortak değerler çevresinde buluşması ne kadar güç ise, ayrışmanın kutuplaşmanın görülmesi de bir o kadar kolaydır. Güven ise çözülmenin önünde önemli bir engel! Kuşkusuz güven koşulsuz itaat değil, özgüven ise haddini aşmak hiç değildir! Tersine bu durum kurumlara, yeterliliklerini sorgulayan bir güvenle yaklaşımı, kurumların ve bireylerin ise aynaya bakabilme halini açıklar. Bireysel açıdan karakter, örgütsel açıdan ise kurum kültürü ve kimlik ile açıklanabilen niteliklerinin yanında, geçmiş başarıları, beceri ve yetenekleri de içeren yetkinlik kavramı çerçevesinde ele alınma gerekliliği, güvenin rasyonel ve duygusal boyutlarına atıfta bulunur.
O halde niçin halkla ilişkiler güvenin inşasında bir rol üstlenmesin, niçin kurumsal ve/veya toplumsal çözülme karşısında durmasın ve niçin ortak değerlerin inşasında ideali arayışın bir aracı olmasın!
Sahi; 2018 Oscar’ına layık görülen “Shape of the Water”da “öteki”lerin birbirine duyduğu sevgiye, Bourdieu’yu hatırlatan habitusların geçirgenliğine ve de güvene atıf yok muydu?

05.03.2018

 

 

 

Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok.

Ruhunuzu satmayın yeter.

 

Nelson Mandela